Dilin Bir Var Bir Yok Ankasıdır

İÇERİNİN UZAKLIĞINA DIŞARININ YAKINLIĞI KÂFİDİR Mİ?

Kategori: DENEME

           İçerinin Uzaklığına Dışarının Yakınlığı Kâfidir Mi?

 

        Bir insanı yok-saymaya/öldürmeye yatkın ilişki(sizlik), ilişkinin ucundaki diğerine – en azından zahiren-öldürme hakkını verir gibi olsa da, insan yaşamsallığını ölümsellikten farklı kılan gerçek bir yanılsamadır. Yaşanmayandan hatta yaşanabilirdi’den daha önemlisi kuşkusuz halihazırda yaşanan olacakken, insanı ölüme/yok-saymaya bırakabilme yeteneği her halükarda söz konusudur. Ve kader belirleyicidir.

        Sevgiyle yönelinmişe doğru atılacak her adım, karşılığını bulsa da bulamasa da bir ilişki varlığını sürekli yineler. Bu bağlamda, karşılık bularak içeride tutulmak ya da yüz bulamayarak dışarıda kalmak arasındaki nahif çizgi neleri çevreleyecek, belirleyecek ve yaşanır kılacak, bilinmiyor. İçerde olmanın dışarıda durmaktan ayrı olacağı telakkisi, bir sözde ayrılık yahut ayrıcalıktır. İçerinin konformizmine karşılık hariçtekinin muhtemel yabansılığı ve tekinsizliği, tarafların söylemlerini radikal bir ayrışmaya tabi kılar. Söylemin ayrıştıracağı eylem, sevgiyi farklı kollardan taşıyacağı gibi farklı kaynaklardan besleyecektir de. Sonuçta sevginin karşılığını gördüğü için evcilleştirilmiş yanıyla, açıkta kaldığından ötürü hırçınlaşan yanı ilişkiyi / ilişkisizliği tesis etmektedir. Kabul bulan sevgi, bir süre geçince alışkanlıklara sarmalanmaktan farksız olacaksa, yeniliğini ve tazeliğini muhafaza edemeyecekse dışarıda tutulanın imreneceği şey olmaktan çıkacak demektir. Biri öbüründen daha efdal sayılamaz sanırım.

        Sevginin ölümle ilintilendirmeye çalıştığım ilişkisi, onun yaşamla sürdürdüğünün çok uzağında yahut karanlığında değil, bizzat özünde ve daima örtülü olarak devrededir. Evcilleşen sevginin beraberinde sürüklediği yaşantının ölüme terkedilmiş yakınlığı ile dışarıda kalanın yabanileşen sevgisi ve onun ölümle akrabalığı, gerçek ve yanılsama dolayımında bizlere, alışılmışın dışında bir gözlem edinme fırsatını sunabilir. Gerçeklenen ya da yanılsanan ölüm / yaşam birlikteliği veya karşıtlığı iç içe şeyler olarak mı okunmalı yoksa apayrı bağıntılar gibi mi değerlendirilmeli, bunu kendiliğinden vuzuha kavuşturmak oldukça güç.

        Bedensel ölüm mukadder ve gerçek olarak bilinen ölümdür. Buna mukabil bahsi yapılabilen ölüm metafor olarak kullanılan, dolayısıyla bedensel / gerçek olanından doğruca yalıtılmış kullanımıyla karşılanır. İnsan varlığının / yaşamının beden dışı canlılığı sadece vücut bulmuşluğu ile ne sınırlı ne de ona indirgenebilir mahiyettedir. Otuzunda ölüp altmışında toprağa verilmiş bir insanın hikayesi, uzun uzadıya anlatılması lüzumu olmayan bir hikayedir nihayetinde. Yaşam ve ölüm birbirine ulanmış halde ve biri diğerinin yerini alabilecek şekilde renginden ve biçiminden sıyrılarak yanılsamayı başlatmıştır denilebilir. Ölümlerden ölüm beğenmesi mecburiyetinde bırakılanın haline benzer bir durumda, beden ölümünün haricinde yeğlememiz gereken bir ölüm / yaşam söz konusu olduğunda gerçeğe yakın, evcilleştirilmiş, içe çekeni mi tercih etmeliyiz; tümüyle yanılsama olabileceği, yabansıyı, dışlanmışı mı yoksa...

        Şimdi sıra, nasıllığı ve hangi boyutlarda olduğu önemsiz fakat varolduğu kadarı ile zaten yeterli öneme haiz irade etme yetisinin konuyla ilişkisine gelmektedir. İrade etmek, seçmek, tercih etmek artık, kader denileni inanca göre, ya oluşmuş ya da oluşmakta olan olarak belirlemek içindir. Lafı fazla uzatmadan söyleyebilirim ki bu aşamada kader, yolun sonunda ulaşılmayı bekleyen belirlenimli bir hedeften çok, büyük bir çoğunlukla yolun önüne insanların aralıksız koydukları, çıkardıkları manialardır. İster yaşanmayan veveya yaşanabilirdi’ lik imkanı taşıyan şeyler olsun isterse de yaşananlar, her biri bu engelin bir bakıma adıdır. Ayrıca bu engelleme sorununu, önlerini tıkama alışkanlıklarını giderme yeteneği insan varlığında mündemiçtir. Nihayetinde Büyük Kader’ e insanlar bu yollardan yürümüş olurlar. Artık varolmanın, genelde yaşanan ve yaşan(a)mayan bu bütünlüğü varolabilmenin sebebidir de denilebilir. Tam da burada yaşam’ a ya da ölüm’ e varolmanın aynılığı kendi rengini yahut renk’ sizliğini görünür kılmaktadır.

         Bu renk ve ya renk’ sizliğin seçilebilir tonlarını seçip- seçmemek kaydıyla insan, nihayetinde bir tercih sahibi olmaklıktır. Fakat bu sahiplik hiçbir vakit tercih eden ve edilen arasında bir eşitliği şart koşmayacaktır; renklerin renk’ sizliğin en güzeli nasıl ki, aynı renk renk’ sizlik olamayacaksa tüm insanlara. Belki de görebilenler için, örneğin kırmızı ve mavi tek bir renk(sizlik)tir, gözlerimizin gerisinde...

 

 

www.okumayeri.net

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

19:47 - Çarşamba, Ocak 10, 2007 - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Hakkımda
DENEME VE ŞİİR
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
cemaat.com
antoloji.com
okumayeri.net
hamvakit
Kategoriler
Son Yazılar
- BAHAREVİ
- GECE MATİNESİ
- YÜZÜK DALINA ASILI PARMAK
- SÖĞÜT GÖLGESİ TREN İSTASYONU
- DOYMAMIŞ SES:ŞİİR:2
- YÜZÜĞÜN PARMAK TAKINTISI
- ELMA ÇÜRÜĞÜ
- HEKİM
- İÇERİNİN UZAKLIĞINA DIŞARININ YAKINLIĞI KÂFİDİR Mİ?
- İĞNEDEN İPLİĞE...
Arkadaşlarım